Anasayfa Adliye Rehberi İçerik Kategorileri Avukatlar
Marmara Bölgesi Avukatları İç Anadolu Bölgesi Avukatları Ege Bölgesi Avukatları Akdeniz Bölgesi Avukatları Karadeniz Bölgesi Avukatları Doğu Anadolu Bölgesi Avukatları Güneydoğu Anadolu Bölgesi Avukatları
Haber Kategorileri Seri İlanlar İletişim
ŞAPKADAN ÇIKAN TAVŞANLAR - Nette Hukuk - İnsan Hakları ve Hukuk Sitesi
Anasayfa » Makale » Şapkadan Çikan Tavşanlar
1982 Anayasası'nda durum dramatiktir: Seçilmişler iktidarının Anayasa Mahkemesi'nde temsil oranı tamamen sıfırlandı. Anayasa Mahkemesi ya bürokratik mekanizmaların belirlediği adaylar arasından seçme yoluyla ya da doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı'nca seçiliyor

Perşembe günkü yazısında (21.07.2005) İsmet Berkan Anayasa Mahkemesi'ne üye seçimini, ABD'de Supreme Court'a üye seçimiyle karşılaştırmalı olarak analiz edip bazı sonuçlara ulaşmış. Berkan, ABD Yüksek Mahkemesi'ne seçilecek yargıçların siyasi görüşlerinin, kritik kararlardaki eğilimlerinin, toplumsal ve siyasal olgular ve olaylar karşısında takındıkları tutumların medya ve kamuoyunda tartışıldığını, yüksek yargıcın, dünyanın en güçlü adamı tarafından tek başına seçilemediğini, Başkan'ın önerisinin Kongre tarafından onaylanması gerektiğini belirttikten sonra, ülkemizdeki realiteye dikkatleri çeviriyor, bizde Cumhurbaşkanı'nın yaptığı seçimin şapkadan tavşan çıkarmaya benzediği saptamasını yapıyor. Son üye seçimlerine ilişkin analitik veriler bu saptamayı haklı kılıyor. Ardından Türk Anayasa Mahkemesi'nin ABD Yüksek Mahkemesi'nden önemsiz olmadığını, bizim mahkemenin de siyasal açıdan önemli kararlara imza attığını, ABD Mahkemesi üyelerinin yaşamlarının ve görüşlerinin tartışılıp incelenmesine karşın bizim Mahkeme üyelerinin şapkadan tavşan çıkarırcasına saptandığını objektif bir eleştiri çerçevesinde dile getiriyor. Katıldığımız son saptaması ise, sorunun kaynağının Cumhurbaşkanı Sezer'den öte Anayasa olduğunu saptamasıdır.

Türk Anayasa Mahkemesi'nin ABD Yüksek Mahkemesi'nden daha az önemli olduğunu ileri sürmek olanaksızdır. Anayasallık denetimiyle yetkili kılınmış her bir ülke anayasa mahkemesinin ya da yüksek mahkemesinin o ülke için işlevinin yaşamsal olduğu, o ülke siyasal pratiklerine bakıldığında anlaşılabilir. Kuşkusuz demokrasi teorisi tartışmaları çerçevesinde, bir ülkede anayasa mahkemelerine hatta anayasallık denetimine gereksinim bulunmadığı da dile getirilebilir. Nitekim ABD dahil olmak üzere İskandinav ülkeleri ve İsviçre gibi kimi ülkelerde anayasallık denetimi Yargıtay benzeri yüksek mahkemelerce gerçekleştirilirken, Türkiye dahil Kıta Avrupası'nda bu işlev, ağırlıklı olarak anayasallık denetimiyle görevli özel bir mahkeme olan Anayasa Mahkemesi'nce gerçekleştiriliyor. İngiltere'de ise yazılı bir Anayasa bulunmadığından anayasallık denetimi söz konusu değil.

Bu teorik tartışma bir yana ülkelerin siyasal - kültürel arkaplanını da ilgilendiren tartışmanın ikinci boyutu oldukça önemli ve günceldir. Bu tartışmanın irdelenmesi gerekir:

1. Anayasallık denetimiyle görevli özel bir Anayasa Mahkemesi'ne neden gereksinim duyuldu?

2. Anayasa Mahkemesi Yargıçları neden sadece Cumhurbaşkanı'nca seçiliyor?

3. Anayasa Mahkemesi Yargıçları neden ağırlıklı olarak meslekten "yargıç"lar arasından seçiliyor?

Yanıtlar
Bu soruların yanıtını Türkiye ile Almanya arasında kurabilecek paralellikler temelinde arayabiliriz. Ancak her iki ülke arasında paralellikler olmakla birlikte bu paralelliklerin bileşenlerini irdelediğimizde farklılıklar dikkati çekiyor.

Anayasa Mahkemesi'nin kurulmasının ardındaki zorlayıcı tarihsel etkenin, kurumsal güvence ve yaptırım mekanizmasıyla donatılmamış bir Anayasa'nın işlevselliğinin bulunmadığı ve Anayasa'nın parlamento ya da diğer organ totalitarizmine karşı güvence sağlayamadığı gerçeği idi. Bu tarihsel çıkarımı gerek Hitler totalitarizmine engel olamayan acı Weimar Anayasası tecrübesinden, gerekse ülkemizde 1960 öncesi tek parti totalitarizmine, ardından da parlamenter totalitarizme engel olamayan 1924 Anayasası tecrübesinden elde edebiliriz. Hatırlarsak 1924 tarihli Anayasamızın 103. maddesine göre hiçbir kanun Anayasa'ya aykırı olamazdı. Ancak bu madde 1924 -1960 tarihleri arasında çıkarılan Anayasa'ya aykırı yasalara engel olamamıştı. Aynı hukuk sistemine ait, paralel tarihsel süreçte paralel siyasal travmalar yaşayan ülkelerde Anayasa Mahkemesi bir güvence olarak düşünülüyordu. Alman Anayasa Mahkemesi 1951 yılından beri geniş bir sosyolojik meşruiyet tabanına yayılan etkinliğiyle Alman siyasal yaşamında denge oluşturur. Türk Anayasa Mahkemesi ise bu denge kurucu işlevinde sorunsuz değildir. Bu da Türkiye'deki alt sosyal ve siyasal kültürden bağımsız düşünülmesi olanaksız bir saptamadır.

Alman Anayasa Mahkemesi ll. Dünya Savaşı'ndan çıkmış bir ülkedeki "siyasal alanda" "siyasal olmayana" duyulan özlemin bir ifadesidir. Anayasaya rağmen parlamenter sistemden doğan totalitarizmin yol açtığı güvensizlik, siyasal olmadığı halde siyasal olanı bağlayıcı kararlar veren bir mahkemeyi gerektirmişti. Bu mahkemenin üye profiline baktığımızda, biraz da siyasal uzlaşı kültürünün de etkisiyle, üyelerin yarısının hukukçu öğretim üyelerinden, diğer yarısının da yüksek yargıçlardan oluştuğu görülür. Yargıçların tümü Federal Meclis ve Federal Senato tarafından seçilir, Başkan ve Başkanvekili de her iki siyasal organ tarafından dönüşümlü olarak belirlenir. Üyelerinin siyasi partilere kayıtlarını sonlandırmaları dahi gerekmiyor, teamül gereği kendilerinden yalnızca üyelik süresince bu kaydı dondurmaları beklenir. Siyasal alanda siyasal olmayana duyulan özlem, siyasal olanın dışlanması biçiminde anlaşılmıyor.

Benzeri nitelendirmeyi Türkiye için de yapabiliriz: Türkiye'de siyasal arenada siyasal olmayan bir organa duyulan gereksinim Türk Anayasa Mahkemesi'ni doğurdu.

Etken unsur farkı

Ancak "güven arayışındaki unsur" bakımından bazı farklılaşmaların olabildiği de dikkati çekiyor. Almanya'da siyasal alanda siyasal olmayana özlem duyan etken unsur, ulusun kendisidir. Ulus, kendi süreyle sınırlı temsilcileri karşısında siyasal olmayan bir anayasal organa gereksinim duymuştu. Ancak bu gereksinim siyasal olanın dışlanması biçimine bürünmüyor, çünkü Mahkeme üyelerini seçenler yine temsilciler oluyor. Türkiye'de ise siyasal olmayana duyulan özlemin, kısmi/zayıf sivil desteğin yanında asıl etken unsurunun silahlı/silahsız bürokrasi olduğu ortadadır. 1961 Anayasası'nın hazırlanmasındaki kısmi ulusal irade, 1982 Anayasası'nın hazırlanmasında tamamen devre dışı kaldı. Bu da Anayasa ile birlikte, Anayasa Mahkemesi'nin yapılanması ve karar alma sürecinin belirli ölçülerde demokratik meşruiyet zaafı yaşaması olasılığını doğuruyor.

Mahkemenin oluşumunun yanında Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçiminde de aynı siyasal refleksi okumak olasıdır.
1961 Anayasa'sı döneminde Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçimi de siyasal alanda siyasal olmayana duyulan özlemi yansıtır. Toplam 20 üyeden yalnızca 3'ü Millet Meclisi, 2'si de Cumhuriyet Senatosu'nca doğrudan seçiliyordu. Cumhurbaşkanı'nın, İsmet Berkan'ın ifadesiyle, şapkadan tavşan çıkarırcasına doğrudan seçtiği bir ve Askeri Yargıtay üyeleri arasından seçtiği bir üye olmak üzere iki üyeyi belirleme şansı vardı. Ancak siyasal olmayana duyulan özlem, biraz da demokratik meşruiyeti sağlama endişesiyle 5 üyenin seçimle gelen organlarca seçilmesinde sorun görmemişti.

1982 Anayasası'nda ise durum daha dramatiktir: Seçilmişler iktidarının Anayasa Mahkemesi'nde temsil oranı tamamen sıfırlanmış, Anayasa Mahkemesi ya bürokratik mekanizmaların belirlediği adaylar arasından seçme yoluyla ya da doğrudan doğruya -İsmet Berkan'ın ifadesiyle şapkadan tavşan çıkarırcasına Cumhurbaşkanı'nca seçiliyor. Anayasal tercih, siyasal alanda siyasal olmayana duyulan özlemin ifadesi olmaktan çıktı, siyasal alanda siyasal olmayanın üstünlüğü ifadesine dönüştü. Başka bir anlatımla, siyasal alan, siyasal olmayanın vesayetine tabi kılındı. Bu tercihin demokratik meşruiyeti sağlama endişesini taşıdığını ileri sürmek olanaksızdır. Nitekim Anayasa Mahkemesi 2004 yılında hazırlayıp siyasal iradeye sunduğu bir anayasa değişikliği taslağında 4 üyenin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilmesini önererek demokratik meşruiyeti sağlama yönündeki duyarlılığını dile getirmişti. Ancak bu öneri, hükümetin Anayasa Mahkemesi'ni siyasallaştırma çabası olarak sunulmasının ve yüksek yargı organlarınca yürütülen (Anayasa şikayeti kurumuna yönelik) yoğun eleştirilerin ardından rafa kaldırıldı.

Siyasal alana ve siyasal olana yönelik güvensizlik Anayasa Mahkemesi'nin kuruluşu ve üyelerinin seçiminin yanında üye profilini de belirleyici oluyor. Üyelerin ağırlıklı bölümünün siyasal alana tamamen yabancı bir paradigma içinde biçimlenen, bu alana olumsuz bir tutum içinde bakan "yargıç"lar arasından ve üç üyenin de üst düzey bürokratlar arasından seçilmesi yukarıdaki tabloyu tamamlıyor. Hukukçu olma zorunluluğu bulunmayan bir öğretim üyesi ile bir avukatın bu tabloyu değiştirme olanağı bulunmuyor. Bu tablo o kadar kanıksanmış ki, daha önce siyasal parti kayıtları bulunan üyelerin Anayasa Mahkemesi gibi bir organda çalışmasının isabetsizliği elbirliğiyle teslim ediliyor.

Sosyal olandan soyutlanmak

Demokratik ülkelerde yargıçların siyasal ve sosyal olandan tamamen dışlanmaları ve onlara karşı kuşkunun egemen olduğu bir paradigma içinde hareket etmeleri söz konusu olamaz. Sosyal olandan soyutlanmış yargının "adalet" dağıtması, siyasal olandan soyutlanmış yargının "siyasal denge" sunması ve "Anayasanın sosyolojik - demokratik meşruiyeti"ni sağlaması olanaksızdır. "Türk ulusu adına" karar verecek anayasal organların bu ulustan kaynaklanan siyasal ve sosyal reflekslere tamamen yabancı kalarak, hakikaten "Türk ulusu adına" karar vermelerini beklemek yalnızca bir yanılsamadır. Anayasa siyasal olanın normatif çerçevesini çizdiğine göre, siyasal olandan soyutlanmış ve ona kuşkuyla bakan bir Anayasal organın siyasal alanın normatif - içtihadi çerçevesini sağlıklı bir biçimde çizmesi zordur. Demokrasi, demokratik süreçler dışlanarak ya da demokratik işleyiş göz ardı edilerek korunamaz. Anayasa Mahkemesi dayandığı normatif - etik meşruiyeti, bu meşruiyetten ödün vermeksizin, demokratik meşruiyetle de zenginleştirebilmelidir. Bunun yolu, Anayasa Mahkemesi'nin siyasal alanda siyasal olmayanın üstünlüğünü pekiştiren bir yapıdan, siyasal alanda siyasal olmayana duyulan özlemi yansıtan bir yapıya dönüştürülmesi ve bu yönde gerekli anayasa değişiklikleri yapılmasıdır. Ayrıca Anayasa Mahkemesi yargıçlarının belirli bir siyasal çizgide bulunmuş olmalarının "kategorik sorun" olarak nitelendirilmesi yukarıdaki sağlıksız tabloya bir katkıdan başka bir anlam ifade etmez. Herhalde bu yolla Anayasa Mahkemesi'nin şapkadan çıkan tavşanlar kavramıyla birlikte anılmasının da önüne geçilmiş olunacaktır.

Kaynak:
OSMAN CAN
Anayasa Mahkemesi Raportörü
Türk - Alman Kamu Hukukçuları Birliği Türkiye Koordinatörü

NOT: Bu makale
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=4891
adresinde yayınlanmıştır.

Bugün sitemize gelen ziyaretçi sayısı: 38262
Copyright © NetteHukuk.Com 2004-2016.
Sitemizdeki tüm görsel ve yazılımsal materyaller izinsiz kullanılamaz. Sitemiz WC3 Standartlarına uygundur. XHTML 1.1  |  CSS 3.0